Penelope

Özlem Kalkan Erenus derKi

PENELOPE

 

"... Çok kurnaz Odysseus, Laertes'in mutlu oğlu,

demek büyük yararlılığınla kazandın yine karını.

Ne sağlam düşünen kadınmış kusursuz Penelopeia,

kızoğlankız vardığı kocasına ne de sadık kalmış,

yok olmayacak erdeminin şanı hiçbir vakit,

ölümsüz tanrılar uslu akıllı Penelopeia'nın şerefine

destanlar dizdirecek yeryüzündeki insanlara."

Odysseia, XXIV. Bölüm (191-198)

 

Odysseus, güzelliği dillere destan Helena'ya talip olmak için gittiği Sparta sarayından, Helena'nın kuzeni Penelope'yi kendine eş alarak İthaka'ya döner. Çare bulmada herkesten üstün olduğu söylenir Odysseus'un. Helena'nın talipleri arasından eşini kendisinin seçmesini ve seçilen her kim olursa olsun, diğer taliplerin de Helena'nın eşini kendi canları pahasına koruyacaklarına dair and içmelerini önermiştir çok akıllı Odysseus. Tamamen zarasız görünen ve tüm taliplerden kabul gören bu önerinin ilerde Troya seferine yol açacağını bilemez elbet. Bu yemin sayesinde kavgasız gürültüsüz bir şekilde, kendine koca olarak seçtiği Menelaos'a varınca güzel Helena, kudretli babası Tyndareos da, yeğeni Penelope'nin talipleri arasında birinci gelmesini sağlar Odysseus'un, kardeşi İkarios'un kızına koca seçmek için düzenlediği koşu yarışında.

 

Penelope, Helena kadar işveli ve baştan çıkarıcı değilse de, güzelliğini aşan, keskin bir zekayla donatılmıştır. Homeros'un anlatılarında "cin fikirli" olarak tarif edilen Odysseus'a biçilmiş bir kaftan kadar uygun olan Penelope, onun yalnızca eşi değil, dişi ikizidir bir anlamda. Odysseia destanı Penelope'nin üstün aklına dair övgülerle doludur. Üstelik Odysseus'a karşı sadakati ve kocasından ayrı kalacağı yirmi yıl boyunca, başka kocaya varmamak için inatla direnmesi, Penelope'yi evlilikte vefanın ve sevginin simgesine dönüştürecektir yıllar sonra.

 

Baba İkarios, kocasıyla birlikte Sparta sarayına yerleşmelerini istese de, Odysseus'un yurdu İthaka adasına gitmek ister Penelope. Babası Laertes'ten devraldığı İthaka tahtına, soylu bir gelin ve gelinin değerli çeyizleriyle dönen Odysseus'un diyecek yoktur keyfine. Yeni gelini görebilmek için birbirini ezen kalabalıklara şölen sofraları kurulur, kutlamalar yapılır günlerce. Penelope'nin de iyiden iyiye kanı kaynamıştır kocasına.

 

Odysseus, karısı Penelope ve kendisi için özel bir yatak yapmaya karar verir. Karyolasının direklerinden birini, kökleri sarayın altındaki toprağa uzanan canlı bir zeytin ağacından yontar. Kimsenin yerinden oynatamayacağı bu yatak, hiç şüphe yok ki, orada döllenen çocukları da kutsayacak, Odysseus ve Penelope'nin evliliği yeryüzüne bir zeytin ağacı gibi kök salacaktır.

 

Odysseus'un göklerdeki koruyucusu Pallas Athena'nın insanlığa hediyesi olan zeytin ağacı, binyıllar boyunca yaşayabilir. Son derece dayanıklı olan gövdesi günün birinde kurusa bile, dibinden verdiği yeni sürgünlerle dirilir, yeniden yaşam bulur ve etrafına yine yaşam dağıtır. Ölümsüzdür zeytin ağacı, bütün ağaçların ilkidir... Penelope ve Odysseus'un karyola direğine dair sırrını ise kimseler bilmez.

 

Telemakhos adını verdikleri bir oğulları olur tam kırk hafta sonra. Ama çocuk kundaktan çıkmaya fırsat bulamadan, Paris'in Helena'yı kaçırdığı haberi ulaşır İthaka'ya. "Cin fikirli" Odysseus'un fikir babası olduğu yemin, aylar önce Helena'ya talip olmuş tüm yiğitleri düşürecektir çaresiz, Troya yoluna. Karısını, oğlunu ve sarayını ardında bırakıp savaşmaya gideceğini bilseydi eğer, hiç verir miydi bu aklı Odysseus, Helena'nın babasına? Ama olan olmuştur bir kere: Tyndareos'a verdiği yemini tutup Menelaos'a yardım etmek kaçınılmaz olsa da, şansını dener Odysseus. Sefere çıkmamak için, delirmiş gibi davranır. Bir öküzle bir eşeği sabana koşup, çorak bir tarlaya tuz ekmeye koyulur. Aklını kaçırmış gibi görünse de, Menelaos'la birlikte onu çağırmaya gelen Palamedes'i kandıramaz. Odysseus'u denemek için kundaktaki oğlu Telemakhos'u sabanın önüne atar Palamedes. Oğlunu ezmemek için sabanı derhal durduran Odysseus da aslında deli olmadığını açığa vurmuş olur ve Troya seferine katılmaya mecbur kalır.

 

"... Hiç sanmam karıcığım, güzel dizlikli Akhalar

hep birden dönebilsinler Troya'dan sağ salim:

Çok iyi savaşan adamlarmış Troyalılar (...)

Tanrı beni yurduma geri gönderir mi bilmem,

yoksa orda, Troya'da ölmek midir kaderim?

Senin omuzlarında kalacak bütün yük.

Anama babama göz kulak ol, onlara iyi bak,

şimdikinden daha iyi bak, çünkü ben yokum artık.

Bekle oğlunun yanaklarında sakal bitene dek,

sonra kimi seçerse gönlün ona var, ayrıl bu evden."

Odysseia, XVIII. Bölüm (258-260 / 264-270)

 

 

En az yirmi yıl uzak kalacaktır Odysseus, İthaka krallığındaki evinden. İstemeden katıldığı ve Troya önünde on yıl süren savaş boyunca, hem ordu komutanı ve savaşçı olarak, hem de elçilik ve arabuluculuk yaparak, atılganlığıyla dillere destan olur yürekli kral. Troya şehrinin savaşarak ele geçirilemeyeceğini ilk o anlar. Tahta at fikrini ortaya atan ve düzeneğin kurulmasına öncülük eden de, diğer komutanlarla birlikte tahtadan atın içine saklanan da, çare bulmada herkesten üstün, "cin fikirli" Odysseus olur.

 

Savaş bitince Troya'dan ayrılan Akha yiğitleri bir süre sonra yurtlarına varırlar birer ikişer. Ancak İthaka adasına ulaşıncaya dek, upuzun ve çileli bir yolculuk beklemektedir Odysseus'u. Baş düşmanı Poseidon'un üzerine salacağı felaketlerle bir on yıl daha sürünecektir denizlerde. Birçok kıyıya ve adalara çıkacak, türlü serüvenler yaşayacak, on iki gemisinin tamamını ve tüm yoldaşlarını yitirecek olsa da, göklerdeki koruyucusu Pallas Athena'nın yardımıyla, güç bela kavuşacaktır İthaka'ya. 

 

Savaş bittiği halde, Odysseus bir türlü dönmeyince, İthaka sarayı Penelope'nin talipleriyle dolar taşar. Adanın ve komşu ülkelerin asilzadeleri, kocasız kalan Penelope'yi almak ve Odysseus'un zengin krallığını ele geçirmek isterler. Yıllarca direnir Penelope, başka kocaya varmamak için. Ama saray sahipsiz kalmıştır; iyiden iyiye ihtiyarlayan Laertes de, daha çocuk yaştaki Telemakhos da taliplerin gözünü korkutamaz. Penelope içlerinden birini seçip ona varıncaya dek, oradan ayrılmayacaklarını söyleyerek saraya yerleşen talipler, Odysseus'un tüm varlığını sömürüp tüketmeye koyulurlar. Her gün ziyafet sofraları kurup sınırsızca yer, içerler, uşaklara, hizmetçilere iş buyurup sarayın keyfini sürerler. Kocasının bir gün geri döneceğinden umudunu kesmeyen akıllı Penelope ise, türlü düzenlerle oyalar durur bu arsızlar sürüsünü.

 

Kocaman bir dokuma tezgahı kurar odasına. Kayınbabası yiğit Laertes için bir kefen bezi dokumaya başlar ve bu bez bitmeden yeniden evlenemeyeceğini söyler. "Madem Odysseus öldü, çaresiz varacağım içinizden birine" der. "Ama ne olur bekleyin bir parça daha, bitsin şu dokuma, boşa gitmesin bunca iplik..." Böyle diye diye kandırır taliplerini. Gündüzleri dokuduğu koca bezi, bir kandil ışığında söker durur geceleri. Tam üç yıl boyunca böyle oyalar azgın taliplerini. Ama dördüncü yılın ilkbaharında günler uzayıp da geceler kısalınca, hizmetçilerinden birine yakalanır Penelope. Edepsiz hizmetçi bir an bile beklemeden duyurur sabırsız taliplere, bitmek bilmeyen bezin ardındaki düzeni. Bağırıp çağırarak ortalığı velveleye verince uslanmaz talipler, çaresiz bitirir dokumayı sadık Penelope.

 

Ha şimdi, ha sonra derken ikinci on yıl da geçer. Artık yetişkin bir adam olan oğlu Telemakhos, sarayın tüm varlığını tüketmekte olan açgözlü talipleri def etmek için, babasının geri dönmesini beklemek istemez daha fazla. Gece gündüz ağlayan Penelope de ayak diremekte zorlanmaktadır artık. Pallas Athena'nın yardımıyla, babasını aramak için İthaka'dan ayrılır Telemakhos. Diğer yandan dönüş yolundaki Odysseus'a da yardımcı olur çakır gözlü yaman Athena. Dilenci kılığında, çoban Eumaios'un kulübesine götürdüğü sabırlı Odysseus'un yanına Telemakhos'u da getirir ustalıkla. Kavuşmanın sevincini doya doya yaşayamadan baba-oğul, başlarlar gözleri dönmüş taliplerin hakkından gelmek için planlar kurmaya... Ayrı ayrı varırlar İthaka'ya. Telemakhos kimselere söylemez babasını bulduğunu. İhtiyar dilenci kılığıyla varınca Odysseus yurduna, yirmi yıldır görmediği köpeği Argos'tan ve dadısı Eurykleia'dan başka kimsecikler tanımaz onu nasılsa.

 

İşte tam bu esnada, gök gözlü Tanrıça Athena, Odysseus kadar kurnaz Penelope'nin aklına, taliplerini son bir yarışmaya sokmayı koyar. Odysseus'un geri tepen, büyük yayını getirir kararlı Penelope ve seslenir coşkun taliplerine: "Kim kurarsa en kolay bu yayı elleriyle ve oku kim geçirirse on iki baltanın arasından, ona varacağım ve bu güzel evden ayrılacağım."

 

Oku hedeften geçirmek şöyle dursun, Odysseus'un büyük yayını germeye bile güçleri yetmez kendini bilmez taliplerin. Penelope ve diğer kadınları içeri gönderen Telemakhos'un izniyle, son olarak ihtiyar dilenci kılığındaki Odysseus alır yayı eline. Şöyle bir baktıktan sonra sağına soluna, kolayca gerdiği yayla fırlattığı oku, ustalıkla geçiriverir on iki baltanın arasından. Şaşkınlıktan ağızları açık kalan açgözlü talipleri vurmaya başlar oklarıyla, birer birer. Telemakhos da kargısıyla devirmeye koyulur önüne geleni. Baba-oğul bir çırpıda alıverirler yirmi yıllık öçlerini.

 

Müjdeler verilir sadık Penelope'ye, kocan geri döndü diye. Tanımakta güçlük çeker, bir türlü inanamaz Penelope, Odysseus'un döndüğüne. Başlar karşısındaki ihtiyarı aralarındaki sırlar ile sınamaya. Telemakhos'un yüreği dayanmaz, annesinin şüpheciliğine isyan eder, ama Odysseus memnundur; karısının aklıyla övünür, gururla.

 

Sonunda Eurykleia'ya buyurur akıllı Penelope, kocasının kendi elleriyle yaptığı sağlam yatağı yatak odalarına yerleştirsin diye. Karyolanın sırrını Odysseus'tan başka bilen yoktur, öyle ya... Beyninden vurulmuşa dönen Odysseus, tanrıların yardımı olmadan, hiç kimsenin yatağını yerinden oynatamayacağını söyler ve sık yapraklı zeytin ağacının çevresine yatak odasını nasıl kurduğunu, karyolasını nasıl yonttuğunu bir bir anlatır. Bir anda dizlerinin bağı çözülür Penelope'nin, kalbi bedenine sığmaz sevinçten.

 

Çare bulmada herkesten üstün Odysseus'un zeytin ağacı, yaşamı müjdeler yine. Günlerin geceleri, haftaların ayları, mevsimlerin yılları kovaladığı yirmi yıl boyunca, boşa gözlememiştir eşinin yolunu sadık Penelope. Evliliklerini kutsayan zeytin ağacı, birleştirir onları yine. Dayanıklı gövdesi günün birinde kurusa bile, dibinden verdiği yeni sürgünlerle dirilir, yeniden yaşam bulur ve etrafına yine yaşam dağıtır. Ölümsüzdür zeytin ağacı, bütün ağaçların ilkidir...

 

Özlem Kalkan Erenus

Yere Göğe Kök Salmak, 2010 60 x 60 cm. tuval üzerine karışık teknik

Yere Göğe Kök Salmak, 2010 60 x 60 cm. tuval üzerine karışık teknik

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir? 17 Şubat...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül EKŞİOĞLU

İstanbul’da doğdum, Pertevn...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. Y...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

Hasan Ünal TEKAĞAÇ

1974 yılında doğdu. Amasya Merzifonludur....

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Psk. İlkim ÖZ

İlkim öz, Ankara doğumlu olup Hacettepe ünive...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...

Image

Orçun OĞLAKCIOĞLU

Orçun Oğlakcıoğlu 1974 yılında Denizli’...

Image

Özlem KALKAN ERENUS

1989 yılında İstanbul Lisesi'nden, 1993'te...