Ferhad'ın Hikayesi
"Bekçilerden kaçan maskesiz 16 yaşındaki genç kovalamaca sonucu yakalandı" diyordu haberlerde, kovalamacayı da an an gösteriyordu. Küçük bir çocuk bir suçlu gibi "kaçma kaçma dur " uyarılarına aldırış etmeden oldukça paniklemiş halde kaçıyordu. İçimi acıttı önce gördüğüm mazara, öfkelendim. Uzun zamandır neden haber izlemediğimi hatırladım. Üstelik olay bize yakın bir mahallede geçiyordu. Dikkatim daha da arttı. Çocuk kaçarken ben de sokakları tanımaya çalışıyordum. Bir anlamsızlık daha dedim içimden dedim ve unuttum. Çünkü onun hikayesi benim gibiler için bu kadardı. sonra kanal değitirirken aslında çocuğun yabancı uyruklu olduğunu ve kimliği olmadığı için kaçtığına dair bir haber daha gördüm.
Ertesi gün artık o ve kaçışı aklımda değildi. İş dönüşü manava uğradım. Manav ve toptancısı akşamki olayı anlatıyorlardı. Sebzeleri seçerken İster istemez kulak kabarttım. Manav kovalanan çocuğun suriyeli bir göçmen olduğunu , dayısının bizim mahallenin yukarısında bir yerlerde oturduğunu söyledi, Adı Ferhad'mış. Toptancıdan onu İstanbul haline kadar götürmesini rica ediyordu. Toptancı da "Daha dolaşacak yerlerim var, bir saat sonra burdan alırım onu" dedi ve gitti. Manav o gidince ilgilendiğimi de görerek olayı bana anlatmaya başladı. Akşam haberlerde izlediğim için merakım uyanmış bir şekilde dinliyordum. Sonra manava "Ferhad'ı tanımak isterdim dedim belki bir yardımımız dokunabilirdi" dedim. O da bana bekle kızım çırakla haber yolladım birazdan burada olur dedi. Hikayesini dinlemek için bir saatim vardı.
Ferhad 16 yaşında suriyeli bir gençti. 9 yıl önce anne babası ve kız kardeşi savaşta ölünce dayısı ve ailesiyle türkiye ye gelmek zorunda kalmış önce Antep'de denemişler şanslarını sora hem işsizlik hem göçmen karşıtlığı göç içinde göç yaşamalarına neden olmuş, soluğu Tekirdağ'da almışlar. Beş yıl olmuş buraya da geleli, dayısı inşaat işlerinde çaışıyormuş, Avrupa sınır kapılarının açılacağını duyunca neleri var neleri yok satmışlar, Almanya'ya gitme hayali kurmuşlar. Pazarkule sınır kapısına varmışlar. Haftalarca yanlarında üç küçük kuzeni de olduğu halde dondurucu hale gelen soğukta amansız bir bekleyiş yaşamışlar. Ateşin etrafında toplanıp hayaller kurmuşlar ilk geceler, Almanya ya gidecekler dayı iş bulacak Ferhad'da çalıcak, kaçak göçek çalışacak. Günler geçmiş Yunanistan sınır kapılarını açmayınca umutlar tükenmeye başlamış. Yanlarıda küçük çocukları olmayanlar için daha daynılabilirken bu onlar için oldukça güç bir hal almış. Dönmek ya da kaçak geçmeyi denemekten başka çare yokmuş. Göçmen kaçakçıları akbabalar gibi etraftaymış zaten günlerdir. 2000 dolar istemiş kaçakçılar. nehirden Yunanistan 'a geçebilmek için verdikleri bu para ve kaçakçıların ortadan kayboluşu son mumutlarını da tüketmiş.beş parasız kapatıp çıktıkları evlerine de dönmek anlamsız. İstanbul'un yolunu tutmuşlar. Ferhad kimliksiz. Dayısının ailesi, onların kimlikleri var fakat İstanbul da oturma izinleri yok. İlgiyle dinliyorum onu. Ferhad öyle güzel türkçe konuşuyor ki onun yabancı olduğunu ilk anda anlamak güç.
"Bir gece kondu bulduk" diyor. "Eskisinden de kötüydü halimiz, son paramızı da kaçakçılara kaptırınca" susuyor birden. Bunları anımsamak bile ağır geliyor yüreğine. iş buluyor sonra eski bir toptancının deposunda . boyundan büyük çuvalları indirip kaldırıyor akşama kadar. Sırtı şimdiden taşıdığı onca yükün ağırlığıyla eğilmiş sanki, ya da bana öyle geliyor , o anlattıkça ağrı giriyor her yanıma. Bakkala veresiye büyüdükçe büyümüş. Bakkal da onlar gibi bir Suriyeli bir göçmen. Halden anlıyor ama defter kabartıkça ödeme umudu da tükendikçe tükeniyor. Bir gölge gibi yaşıyor Ferhad. kara bir gölge gibi . Bunu ona söylüyorum. Yeni çıkmış bıyıklarının altından gülümsüyor. "Ben de karayım zaten abla" diyor. Dayıları dayanamamış dönmüş Tekirdağ'a . "Çocuklar hastalanınca doktoro bile götüremedik" diyor. "Sen diyorum senin kimliğin de yok" "Benim durumum daha karışık abla" diyor. Dayımlar Tekirdağ'a döndü. Ben mahalledeki çocuklarla kaldım. Dokuz arkadaş bir oda bodrum katındayız, in gibi yer ama yatak olsun yeter" diyor. Neden öyle söylediğini manavdan istanbul a ilk geldikleri günlerde soğuk taşın üstünde yatmak zorunda kaldıklarını öğrendiğim için biliyorum. "Yatak olsun yeter Ferhad, umudunu kaybetme" diyorum ama söylediğim söz ne onun ne benim bildiğim bir dilden çıkıyor sanki ağzımdan . ikimiz için de anlaşılmaz bir an oluyor. Gene de sırtına koyduğum elimin altında sırtı, küçük bir ahı çekip alır gibi göğüs kafesinden istemsizce kımıldıyor. "Şimdi ne yapacaksın Ferhad" diyorum. " Bilmem ki abla" diyor. Maskesiz diye kaçtı yazmalarına içerlemiş. Diğer şeyler hiç yok gibi onun için, gündelik, sıradan şeyler gibi anlatıyor anlatıklarını. Yüzünde hiç duygu ifadesi yok. Başını öne eğdiği anlardan biri işte o maske hikayesi." Arkadaşlar dalga geçti" diyor. Ama sınır dışı edilirsem başıma gelecekleri bilmiyorlar. "Kimlik almak için başvurmadın mı" diyorum. Başvurdum. gittim geldim, erteleneip duruyor, olmasaydı şu salgın " Olmasay dı ya oldu işte. "Peşini bıraktım artık göçmen idaresi taa nerede" diyor . Olur da sınır dışı edilirse kaderime razı olacağım diyor.
Ölümü düşünmek bu küçük beden için taşıdığı yüklerden daha büyük bir yük değil anlıyorum.
İçimi bir sıkıntı kaplıyor. maskesi olmadığı için kovalanan genci yakaladık işte azılı suçlu dyorum o daha küçük bir çocuk ve bunun ne demek olduğunu bile bilmiyor.
Manavın toptancısını bekliyor. Adam onu Bağcılar'a kadar götürecekmiş. Sonrası tabanvay diyor.
Hoşçakal Ferhad