Kelimelerin mucizevi varlığına…
Duru, yağmurlu bir İstanbul.
Bir film karesi gibiydi sessizlik ve her renk kendi çizgisinin hakkını veriyordu. Sakin bir bank gördüm hemen şuracıkta, solda. Baktım kimsecikler de yok oh ne ala, geçtim oturdum. Kelimeler geldiler, yanı başımda yer buldular… Oradan buradan kopan, hafızama yerleşen ve orada kalan kelimeler. Beraberinde gelen çağrışımlar. Sarıldığım, tutunduğum, belki yok saydığım, belki artık bıraktığım kelimeler. Şairlerin o beyaz sayfalarda anlamlandırdığı, mırıldandıklarında kendi ahengi ile zamana kazınan kelimelerdi bunlar. Kendiliğinden birbirini bulan ve aradan yıllar geçse de okunan, başka türlüsü olanaksızdı dedirten dizeleri hatırlamaya, bulmaya çalıştım.
Şiir okumayı severim ama öykü okumayı daha çok, bu şiiri önemsiz kılmıyor. İmrendiğim, keşke o ben olsaydım dediğim aşklar, hüzünler, isyanlar bu mısralarda hayat bulmuş. Bir kitapçıya girersin, gözüne ilk çarpan kitabın sayfalarından bir mısra, dize, kıta okursun. Niyet sandığından çektiğin minik dilek kâğıtları gibi bir histir bu, kendi sözünü bulursun. Belki bir hatırlama belki bir keşiftir o an ve sana iyi gelir. Sanki her şey yoluna girmiş de dünyanın en şanslı insanı senmişsin gibi… Kitapçıdan çıkarsın, çoğu silinir gider belleğinden, tekrar et deseler asla hatırlayamayacağın sözlerin duygusu yerleşmiştir ruhuna. Yalnız şöyle bir gerçek vardır. O kapıdan çıkarken kitapçıya girdiğin ve olduğun senden farklı bir sensindir artık. Kelimelerin mucizesi o anda seni dönüştürmüştür. Bu, minik bir çiğ tanesinin etkisi gibi hayatında yer alır.
Ne diyordum, a evet o bankta ben de seslerini duymak istedim, görmek, o şiirlerden parça parça da olsa bir izdüşümü deneyimlemek. Çok zor olmadı inanın. Edebiyatımız bu konuda gerçek anlamda bir hazine, şairlerimiz ayrı bir mucize. Sordum kendime neyi hatırlamak istiyorsun? E herkesin hayatında gömdüğü, bırak orada kalsın dediği hatıralar olmamış mıdır?
Diyelim ki gülle gibi bir aşkın içinden çıktın. Aslında o aşk senin içinden geçti. Yine de ayakta kalmayı başardın, evet sen, bunu yapabildin ve sakinledin. Turgut Uyar’a seslendin. O bu dizeleri hangi niyetle yazdı çok da önemli değil sana, bu aşk acısına merhem olması önemli.
Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlar da orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
Bir sevinç sanarak
…………………..
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar”
TURGUT UYAR/ACIYOR
Zamanın birinde anı değerli kılmışsındır. Sen öyle bakmış, öyle görmüşsündür. O tutkuyla yalnızlaşmış, o aşkla içindeki boşluğu doldurmak istemişsindir. Belki de seni yakacağını bile bile.
Sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni
Artık kimse denizi bilmiyor.
Dirseklerini masaya koyuşundan belli
Gelip geçen bir günü bitirmek istemediğini
Sevda bir umut buldu sende.
EDİP CANSEVER/SEVDA BİR ATEŞ BULDU SENDE
Bir bakarsın, bir isyan yükselmiş içinde. Bir yanda eski sevgili, bir yanda süregelen hayat. Son sözü söyleme ağrısı, geri dönüşü olmadığını bilmenin getirdiği isyan.
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
ATAOL BEHRAMOĞLU/ BU AŞK BURADA BİTER
Peki ya o 3. Şahıslar, o imkânsızın sızısı, seni kendine yabancılaştıran ve içindeki kötüyü doğuran karşılıksız aşk. Aşkın karanlık bir yüzü vardır ve o da tam buradadır.
gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım
ATİLLA İLHAN/ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ
Aşk da kıymetli, insan da; hayat da bize ölüm de yine de gel gör ki bazen insanın varoluş sancılarının üzerine çıkan birlikte yaşama kaygısı, yaşamaksa sağlıkla, adaletle, en temel hak olan özgürlükle dediğimizde hem aşkı hem özgürlük mücadelesini aynı kalbe sığdıran büyük şairi anmamak olmaz.
Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım.
NAZIM HİKMET RAN/BUGÜN PAZAR
Daha çok sohbetimiz olur bu derya deniz bitmez ancak yazmazsam eksik kalacak bir değere kulak verdim. Bir başkaldırı, toplumcu bir bakış açısı, eşitlik diyen, ezene karşı ezileni anlatan yine isyankâr o çok sevdiğim mısralar geldi beni buldu:
Hadi bana çelik mavisi bir gece getir
Hadi dostlukları tek tek koparıp getir
Alnımdan öp beni e mi, yitik sıcaklığımı getir
Gençliğimi çılgınlığımı deli günlerimi getir
Ne o sarıyıldız sen de mi ağlıyorsun
HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL/ ORANLAMA
Vakit geçmiş, hava daha bir soğumuş, kalkıp gitme zamanı, Yola koyuldum. Park, banklar, kediler geride kaldı. Sağım solum ağaçlar. Her birinde bir dize, bir yüz gördüm, selamladım. Hatırımdasınız dedim Cemal Süreya, Ahmed Arif, Behçet Necatigil, Didem Madak, Murathan Mungan, Ahmet Muhip Dranas, Özdemir Asaf, Lale Müldür, Cahit Sıtkı Tarancı ve… Ve Bu sahne nasıl kapanır diye düşündüğümde yanıt belliydi aslında.
Gün ikindi akşam olur
Gör ki başa neler gelir
Veysel gider adı kalır
Dostlar beni hatırlasın
ÂŞIK VEYSEL/BEN GİDERİM ADIM KALIR
Ayşegül Ekşioğlu